Hayatımı Kaydıran Onlar / Metin Solmaz

Metin, şu son 25 yıllık hayatımda tanışmış olduğum en “istikrarlı” insan. Bugünleri 25 yıl öncesinden planlayarak mı yaşadı hayatını bilmiyorum. Ama 25 yıl öncesinde ne böyle bir şeyi konuşmuşluğumuz oldu ne de açıkçası bu arada kalan 25 yılı. İstikrardan kastım “planlı ve sistemli bir yaklaşımla hali vakti yerinde, “makul” bir aile babası halleri” değil, başkaları böyle düşünebilir. Bu kadar kendi olup, kendini ve bakış açısını kaybetmeden olabildiğince özgürlükçü yaşayıp, yapmak istediklerini yapabilmesi. Tanışmamız yaklaşık 25 yıl öncesine, Aylık Müzik Kültürü Dergisi Çalıntı’yı çıkardığımız günlere dayanıyor. (Ne kadar çabuk geçmiş.) Tanışma mekanımız ise Zeynep Sultan Camii sokaktaki Stüdyo İmge dergisi. Sonra bir süre benim Sultanahmetteki ev ile onların Ankara’daki ev arasında geçen yaklaşık 5-6 ay sürecek bir dergi ilişkisi. 25 yılın içinde çok kısa bir süre gibi gelebilir bazılarınıza. Ama neredeyse 25 yıla denk bir 5-6 aydır o. Kişi kişi, yayınevi yayınevi dolaşıp dergiyi çıkarma süreci, verilen onca emek kolay unutulacak bir şey değil.

Metin Solmaz 1969 doğumlu. Ankara’da büyüyenlerden. Muhtelif üniversitelerde okudu, bitirmedi. Çıkışından batışına kadar dört sene, Ankara Radyo Arkadaş’taydı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerine yazıyor. Siberalem.com, Idefix.com ve Uzuncorap.com kurucularındandır. 1992’de Korsan Yayınları’ndan “Kenardaki Milyonerler”, 1994’te Pan Yayıncılık’tan “Rock Sözlüğü”, 1996’da yine Pan Yayıncılık’tan “Türkiye’de Pop Müzik”, Ağaçkakan Yayınları’ndan “Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı” isimli kitapları yayınlandı. 2004 sonunda Overteam New Media’yı, 2010’da Overteam Yayınları’nı, 2015’te Ağaçkakan Yayınları’nı kurdu.

“Hayatımı Kaydıran Onlar” kitap düşüncesiyle oluştu. Korsan Gazete’de tefrika edilmeye başlandı. Kitap hali gerçekleşecek olursa “Onlar”a bir de dergiler ilave edilecek ve uzunca bir söyleşi. Söyleşi bahsinde sanırım Metin ile bu 25 yıllık süreci de konuşuruz.

Ben çok keyif alıyorum okudukça, kimi zaman birbirimizi teğet geçtiğimizi anlıyorum. Örneğin Metin’in şarkıları içinde yer alan “Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar” Trakya türküsüdür ve benim annemden dolayı ağlama duvarımdır.

Yeni bir “Hayatımı kaydıran onlar” da buluşmak üzere.

(Louis Armstrong’la rakı içiyoruz burada / New Orleans)

Şarkı

  1. Rat Bat Blue / Deep Purple

Lise bir yahut ikide Küçükesat’ta iki üst komşumuzdan tuhaf sesler geliyordu. Bir şekil tanıştım. Plaktan Deep Purple dinleyince şapkam uçtu. Bir müzikten hiç o şekil sesler çıkabileceğini tasavvur etmemiştim. Uzun yıllar distortion bağımlısı olmuştum o sayede.

  1. Chiquitita / Abba

Ortaokul iki’de Ankara Modern Çarşı’da anneme yalvar yakar aldırttığım ilk kaset Abba 44 idi. Neden 44 idi bilmiyorum. Ama kasette bütün bilindik şarkıları vardı Abba’nın. Chiquitita da çocukluk sevgilimle en sevdiğimiz şarkıydı. Hayatımdaki ilk romantik şarkıydı diyebilirim.

  1. Hurricane / Bob Dylan

Kaş’ta 1990’ların başında, Mavi’de çok eğlendiğimiz vakitler geceyi bu şarkıyla kapatırdık. Yani mekan öyle yapardı. Ve harikulade enerjik bir kapanış olurdu.

  1. Alabama / John Coltrane

Fethiyeli büyük fikir ve aksiyon insanı Hasan abim anlatmıştı, bir ortak tenor saksofoncu arkadaşım sarhoşken aramış, olası cenazesi için bir hayali merasim tertiplemiş ve bu şarkının çalınmasını istemiş. Ben de durumdan çok etkilenmiştim, o günden beri gittiğim her cenazede kafamın içinde Alabama çalar.

  1. Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar türküsü

Annem ben çocukken hep bu türküyü söylerdi. Özellikle bulaşık yıkarken. Çok uzun zamandır annemle ayrı illerde yaşıyorum. Ne vakit annemi düşünsem muhakkak bu şarkıyı da mırıldanırım.

  1. Alma Attım Yuvarlandı

İlk oğlum İlyas’ı uyuturken hep türkü söylerdim. Seyrek olarak ninni ve ninni olarak da bunu söylediğimde de eşim Gökçe çok kızardı. Bu türkü/ağıt/ninni hep hırpalamıştır beni. Dünyanın en sert sözlerine sahip en güzel melodisi olabilir. “Çay bulanık ner’den içek / bebek ölmüş kefen biçek” gibi sözleriyle… Zaten ninnilerin çoğunun ağıt olması çok acayip gelmiştir hep bana.

  1. The Symphony No. 3, Op. 36, (Symphony of Sorrowful Songs) / Henryk Górecki

Göreçki bunu sanırım insanları üzmek için yazmış. Büyük de başarı elde etmiş. Her seferinde başından sonuna kadar kımıldamadan seyredebildiğim ender eserlerden. Şurada hem yorum güzel hem kendisi de var: https://youtu.be/v_pn_cVqGJQ

  1. Günaydınım, Narçiçeğim, Sevdiğim / Cinuçen Tanrıkorur

Tanıma şerefine de nail olduğum Cinuçen abinin bu müthiş eseri ilk dinlediğim günden bu yana dilime pelesenktir. Tuhaftır küçük oğlum Dünya’nın da 2,5-3 yaş aralığında en sevdiği şarkı olarak kaldı. Çok etkileyici bir şarkıdır kendisi. Hikayesi de şuracıkta: http://listelist.com/gunyadinim-narcicegim-huzunlu-oykusu/

  1. Solo Quiero Caminar / Jorge Pardo, Chano Dominguez

Şarkı malumunuz meşhur bir Paco De Lucia şarkısı. Bu yorumu da orijinaline çok uzak değil zaten. Bu yorumunu uzun yıllar önce Dortmund’dan Düsseldorf’a araba kullanırken (caz saksofoncusu kardeşim Ertuğrul Çoruk ile) al başa kesintisiz dinlemiştik. O gün bu gündür çıkaramam hayatımdan.

  1. Haydi Barikata / Bandista

Yine oğlum üzerinden olacak da bir gün büyük oğlum 3 yaşında bile değilken kreşten gururla, “Oğlunuz bize şarkı söyledi” dediler. Hangi şarkıymış dedim. Balıklı bir şarkı dediler. Anlamadım, “Oğlum hangi şarkıyı söyledin?” diye İlyas’a sordum. “Haydi Balikata”yı söylemiş. Bu şarkı, meşhur A Las Barricadas’ın yüzlerce yorumundan birisi. Bence açık ara en güzeli. Barikatlardan çalışma odalarına her köşeye yakışıyor. İki çocuğumun da yıllardır en sevdikleri şarkılar arasında ve büyük oğlum Seçkin abisinin kulağına söylemesi şeklinde bir özel konsere de nail oldu.

Kitap:

1- Benim Küçük Üçkağıtçım / Sven Wernström
Kapitalizm adına gerekli bütün temel bilgileri bu kitaptan öğrendim. Okuduğumda ilkokuldaydım ve gözlerime inanamamıştım.

2- Pal Sokağı Çocukları / Frenc Molnar
Şimdi arkasından çok sayıda laf ediliyor militer özelliklerinden dolayı. Ben anlamam. Hayatım alt üst olmuştu.

3- Gizli Yediler Serisi / Enid Blyton
Anneciğime külüstür kömürlüğümüzü yazın boşalttırıp kapısına GL yazarak Gizli Laboratuvar yapmış ve parolayla almıştım üyeleri. Daha ne kadar etkilenmiş olabilirim bir kitaptan?

4- Kafamda bir Tuhaflık / Orhan Pamuk
Bence dünyanın en güzel romanlarından birisi. Onu okuduğumdan beri Orhan Pamuk’a, romana ve memleket romanına bakışım güncellendi. Memleket edebiyatından uzaklaşmıştım, daldım tekrar.

5- Amerika / Kafka
Kitabı okuduğumda çok gençtim. Büyük bir şehvetle okumuş sonunda paniğe kapılmıştım. Bitmeyecek, toparlayamayacak ve hayal kırıklığına uğratacaktı beni. Eşe dosta başlattım kitabı hatta. Aynı yere gelince haber edin dedim. Derken bir gün sarhoş kafayla bitirdim kitabı. Meğer zaten bitmiyormuş ne bileyim. O günden itibaren sanırım en çok Kafka sevdim.

6- Glass Ailesi / J. D. Salinger
Bu hayatta en çok hayata dokunmuş, etkilemiş kitap Catcher in the Rye başta Glass Ailesi dev kurgusudur sanırım. Benim de öyle. En iyisi de Muz Balığı İçin Mükemmel Bir Gün olabilir.

7- Tembellik Hakkı / Lafargue
Genç yaşta alt üst olmuştum. Hele Marx’ın Lafargue’a yazdığı mektubu görünce şapkam uçmuştu.

8- Budala / Dostoyevski
Naifliğin samimiyetin gücü insanı korkutmaz da ne yapar? 20 yıl sonra tekrar okuyorum. Müthiş.

9- Madde 22 / Joseph Heller
Mizah savaşa karşı en büyük güçtür. Bu kitabı okuduktan sonra içime bir miktar Yossarian kaçmış, sarkazm derecem bir miktar artmış olabilir.

10- Çan / Iris MurdochKadın – erkek ilişkileri konusunda ne az şey bildiğimi anlamıştım bu kitabı okuduğumda ve bayılmamıştım buna tabii 🙂

 

(FOTOĞRAFLAYAN: FIKRET BEKLER OLAY YERİ: MEKSiKA’DA HATIRLAMADIĞIM BIR KIYI)

 

Film

  1. Kara Murat vb. filmleri
    Çocukken ben Ankara Kolej’de bol bol Cüneyt Arkın filmleri seyreder sonra sokağa çıkar vurar kırardık. Daha ne olsun?
  2. Karate/Kung-fu filmleri
    Ergenlik yıllarımda barda çalışır geç saatte on tane partiden bardan çıktıktan sonra gittiğimiz lokantada bizi görür görmez karate filmi koyarlardı. Ve saatler süren yemek boyunca karate sesleri taklit ederek birbirimize çatal filan fırlatırdık. Başka masalar da iştirak ederdi bazan.
  3. Matrix / Wachowski’ler
    Matrix’i seyrettiğim o meş’um günden beri İngilizce mırıldanma huyu başladı: Not like this, You take the blue pill – the story ends, There is no spoon, How do you define ‘real’? Why do my eyes hurt? Your mind makes it real.
  4. Green Mile / Frank Darabont
    Ne zaman fazla şımarsam oturur bu filmi bir daha seyrederim. En azından finaldeki Cheek to Cheek sahnesini.
  5. Crossroads / Walter Hill
    Pek çok açıdan kitsch bir yol / blues filmi. Ergenlik vakitlerinde bu hayattan istediğimiz herşey bu filmde vardı: Gitar, bira, yol, arkadaşlık. Çok filmi seyredip gaza gelip yola çıkmışlığım vardır.
  6. Seven Samurai / Kurosawa
    Uykularım kaçmıştı ilk seyrettiğimde. On kere filan daha seyrettim.
  7. Godfather / Francis Ford Coppola
    Uzun yıllar Marlon Brando olsa ne yapardı diye düşündüm iş hayatımda bu film yüzünden.
  8. Shawshank Redemption / Frank Darabont
    Dünyanın en üzücü ve en direnişçi filmi olabilir aynı anda.
  9. Idiots / Trier
    Ortasınıf ahlakını bu kadar damardan ezip çiğnemek bana iyi mi geldi kötü mü bilmiyorum ama uzun yıllar aklımdan çıkmadı.
  10. Şampiyon / Franco Zeffirelli
    İlkokul 5 idim ve Akün Sineması’nda seyretmiştim. Allahım ağla ağla ağla ağla.

 

HAZIRLAYAN: Suat Bilgi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir