Brezilya edebiyatının en güçlü kalemlerinden Jorge Amado tarafından 1943 yılında kaleme alınan Sonsuz Topraklar (Terras do Sem-Fim), Latin Amerika edebiyatının önemli modernist ve toplumcu gerçekçi eserleri arasında yer alır. Jorge Amado’nun çocukluğunu geçirdiği topraklardan beslenen, güç ve mülkiyet hırsının insan ruhunu nasıl vahşileştirdiğini gösteren epik bir yapıttır.
Roman, Brezilya’nın Bahia bölgesindeki el değmemiş vahşi ormanların, büyük bir para hırsıyla kakao plantasyonlarına dönüştürülme sürecini işler. Güçlü ve acımasız toprak ağalarının (albayların) zenginleşme yarışı ile mülksüzleştirilen, sömürülen ve açlığa mahkûm edilen tarım işçilerinin mücadelesini odağına alır. Zenginlerin hırsları uğruna kiralık katiller, düzenbaz avukatlar ve rüşvetçi yöneticilerle iş birliği yaptığı bu düzende, en büyük zararı talan edilen doğa ve insanlık görür.
Amado, çocukluğunu da geçirdiği bölgedeki I. Kakao Patlaması dönemini ve bu masum mahsulün etrafında dönen karanlık suçları doğrudan gözlemlerine dayanarak aktarır. Kitapta para hırsıyla gözü dönenlerin yanı sıra vicdan azabıyla boğuşan fedailer (örneğin Damiao) ve toplumdaki yerleri güçlü bir şekilde çizilen kadın karakterler yer alır.
Jorge Amado, romanda karakterlerini sadece “iyi” veya “kötü” olarak çizmez; onları kendi feodal, vahşi çevrelerinin şekillendirdiği ahlaki gri alanlarda yaşatır. Kitabı elinize alıp ilk sayfaları devirdiğinizde, özellikle tetikçi Damião’nun vicdan muhasebesi başladığında hikaye sizi tamamen içine çekecektir.
Sonsuz Topraklar, Jorge Amado’nun sadece hayal gücüyle yazdığı bir kurgu değil; bizzat bebekliğinde ve çocukluğunda soluduğu, tanık olduğu ve hatta ailesinin parçası olduğu vahşi bir gerçekliğin yansımasıdır.
Jorge Amado, 1912 yılında tam da romanda anlatılan çatışmaların merkezindeki Itabuna (Bahia) bölgesinde doğdu. İlginç olan şudur ki, Amado’nun babası Albay João Amado de Faria da tıpkı romandaki Albay Horácio veya Badaró gibi büyük bir kakao üreticisiydi (albaydı). Yazar, çocukluğunu bu plantasyonlarda, silahların gölgesinde ve toprak kavgalarının konuşulduğu konaklarda geçirdi.
Amado henüz bir yaşındayken, babası Albay João, rakip feodal ağalarla girdiği toprak ve güç savaşı sırasında bir suikast girişimine uğradı ve vurularak yaralandı. Aile, can güvenliği nedeniyle apar topar Ilhéus kasabasına kaçmak zorunda kaldı. Romanda tetikçi Damião’nun küçük üretici Firmo’yu vurmaya çalışması ve kasabada başlayan o büyük kaos, Amado’nun ailesinin bizzat yaşadığı bu travmatik olayın birebir edebi yansımasıdır.
Amado, çocukken plantasyonlarda çalışan köleleştirilmiş işçileri, borç batağına saplanmış topraksız köylüleri ve şehre zengin olma hayaliyle gelip ormanda sıtmadan ölen insanları gözlemledi. Romanda Sequeiro Grande ormanlarına giren işçilerin balta sesleri, yılan ısırmaları, açlık ve bataklık tasvirleri; yazarın çocukken kulak misafiri olduğu işçi hikayelerinden ve kendi gözlemlerinden beslenmiştir.
Bölgede “Jagunço” adı verilen kiralık katiller ve fedailer, o dönemin günlük hayatının sıradan bir parçasıydı. Amado, babasının korumalığını yapan ya da kasaba meydanında boy gösteren bu adamların psikolojisini çok iyi biliyordu. Romandaki Damião karakterinin cinayet işledikten sonra yaşadığı ağır vicdan azabı ve delirme eşiği, Amado’nun bu gözü kara adamların arkasındaki insani çaresizliği küçük yaşta fark etmiş olmasından gelir.
Jorge Amado bu romanı yazarken, çocukluğunda bizzat şahit olduğu “Kakao Hücumu” dönemini anlatmıştır. Amerika’daki Vahşi Batı neyse, Amado’nun çocukluğundaki Bahia da oydu: Kanunsuz, acımasız ve paranın tek ilah olduğu bir coğrafya. Yazar, o destansı anlatımı işte bu canlı anılardan süzüp çıkarmıştır. Kitapta bu anıların izini sürerken, yazarın feodal bir sınıftan gelmesine rağmen neden işçilerin ve ezilenlerin safını seçtiğini de satır aralarında çok net hissedeceksiniz.
Günümüzde Sel Yayınları tarafından basılıyor olsa da Türkiye’de ilk çevirisi Yar Yayınları tatarfından Orhan Suda çevirisiyle 1972’de yayınlanmıştır. 1970’li yılların Türkiyesi’nde feodalizm, toprak ağalığı ve işçi hakları tartışmaları zirvedeydi. Yar Yayınları bu eseri tam da bu sosyopolitik atmosferde basmıştır. Jorge Amado’nun Bahia’daki “Albaylık” (feodal ağalık) düzenini eleştiren dili, Orhan Suda tarafından o dönemin devrimci ve toplumcu Türkçe terminolojisine mükemmel bir şekilde adapte edilmiştir.
S. Tahsin Ünlü

